Geçmişte yaşadığınız bir olayın üzerinden yıllar geçmesine rağmen, sanki hâlâ bugünde oluyormuş gibi sizi sarstığı oldu mu? Kalbinizin hızlandığı, nefesinizin daraldığı, korkunun yeniden üzerinize çöktüğü anlar… Aslında bu, beynin travmatik bir anıyı işleyemeden “donmuş” şekilde saklamasından kaynaklanır. İşte EMDR terapisi tam da bu kilitlenmiş kapıları açmak için geliştirilmiş güçlü bir yaklaşım.
1987 yılında Amerikalı psikolog Dr. Francine Shapiro, zihnini meşgul eden rahatsız edici düşüncelerle yürüyüş yaparken tesadüfen önemli bir keşif yaptı. Gözleri sağa sola hareket ettikçe, zihnindeki olumsuz düşüncelerin etkisinin azaldığını fark etti. Bu küçük gözlem, kısa sürede bilimsel araştırmalara dönüştü ve 1989’da yayınlanan ilk çalışmayla EMDR’nin temeli atıldı. O günden bu yana EMDR, travma tedavisinde dünyanın en yaygın kullanılan yöntemlerinden biri haline geldi.
Travmatik anıların beyinde nasıl saklandığını anlamak, EMDR’nin neden işe yaradığını da gösterir. Normalde yaşadığımız olaylar beynimizde üç ana merkez tarafından işlenir: Amigdala tehlikeyi algılar, Hippokampus olayı zaman ve mekân bağlamına oturtur, Prefrontal korteks ise mantıklı bir çerçeveye yerleştirir. Ancak travmada bu denge bozulur. Amigdala alarmı kapatmaz, Hippokampus olayı geçmişte bırakmakta başarısız olur, Prefrontal korteks devre dışı kalır. Böylece kişi tetiklendiğinde olayı sanki yeniden yaşıyormuş gibi hisseder.
EMDR’nin en temel aracı olan sağ–sol uyarım bu noktada devreye girer. Göz hareketleri, avuçlara ritmik dokunuşlar veya kulaklara verilen sesler aracılığıyla beynin her iki yarım küresi sırayla aktive edilir. Bu basit görünen süreç, beyinde derin bir değişim yaratır: Amigdala sakinleşir, Hippokampus anıyı “geçmişte oldu” diye kodlar, Prefrontal korteks yeniden devreye girerek olayın mantıklı bir şekilde değerlendirilmesini sağlar. Kısacası beynin kopmuş bağlantıları yeniden kurulmuş olur.
Bilim insanları EMDR’deki göz hareketlerinin, uykunun REM evresindeki hızlı göz hareketlerine çok benzediğini fark etti. REM sırasında beyin gündüz yaşananları işler, depolar ve dengeler. EMDR, bu doğal işleme mekanizmasını bilinçli olarak uyanıkken harekete geçirir. Bu yüzden kişi anıyı hatırlamaya devam eder ama artık o anının duygusal yükünü taşımak zorunda kalmaz.
Örneğin yıllar önce trafik kazası geçirmiş birini düşünün. Kazaya ait fren sesi, cam kırılma görüntüsü ve yoğun korku hafızasında donmuş halde kalmıştır. Bugün yolda bir fren sesi duysa kalbi hızlanır, panik yaşar. EMDR seansında kişi bu anıyı hatırlarken göz hareketleriyle sağ–sol uyarım yapılır. Birkaç setin ardından anı hâlâ vardır, ancak kişi artık “evet, o kaza oldu ama geçti, şimdi güvendeyim” diyebilir. Anı silinmez, sadece dönüşür.
EMDR’nin gücü tam da burada saklıdır: geçmişi yok etmek değil, geçmişin zincirlerini çözmek. Zihinde kilitli kalmış anılar yeniden işlenir, duygular dengelenir ve kişi bugüne daha özgür adımlarla yürüyebilir.
