Unutmanın Psikodinamiği: Hatırlamanın Ağırlığı

Herkesin unutma biçimi, kendi iç çatışmasının dilini taşır.

Unutma bazen hafızanın doğal bir esnemesi olarak görülse de, çoğu durumda duygusal yükü taşıyamayan benliğin kendi iç düzenini koruma girişimidir.

Dinamik psikoloji, unutmayı rastlantısal bir kayıp olarak değil,

bilinç ile bilinçdışı arasında işleyen bir savunma süreci olarak ele alır.

Kişi, benlik algısını tehdit eden bir deneyimle karşılaştığında, zihnin üst katmanları bu içsel gerilimi kaldıramaz.

Duygunun ağırlığı, çatışmanın yoğunluğu ve yüzleşme kaygısı arttıkça, hatırlama kapasitesi de gölgelenir.

Bu yüzden unutma, çoğu zaman bir “boşluk” değil;

başka bir şeyin yerini aldığı bir sessizliktir.

Psikodinamik olarak unutmanın mekanizması açıktır:

Önce çatışma belirir, ardından kaygı yükselir,

ve zihin bu kaygıyı düzenleyebilmek için bastırma, yalıtma veya kaçınma savunmalarını devreye sokar.

Sonuçta anının içeriği değil,

anıya yüklenen duygusal enerji bilinçdışına itilir.

Bu nedenle literatürde şu kabul edilir:

Unutma, bilişsel bir eksiklikten çok, kişinin yüzleşme kapasitesini aşan içerikleri bilinçdışına yönlendirme eğilimi olarak değerlendirilir; bu nedenle “hatırlamama” ifadesi çoğu zaman hafızanın değil, benliğin savunma düzeneğinin bir yansımasıdır.

Bu açıklama, gündelik hayatta sıkça duyulan

“Detayları hatırlamıyorum.”

“Düşünmek istemiyorum.”

“Karışıktı.”

gibi ifadelerin neden bu kadar tanıdık olduğunu açıklar.

Çünkü çoğu kişi gerçeği değil, gerçeğin kendine hissettireceğini bastırır.

Unutmanın sessizliği, hatırlamanın ağırlığından çıkar aslında.

Zihin sustuğunda, bastırılan duyginin yankısı büyür.

Bu nedenle unutmak, çoğu zaman korunmak değil;

çözülmemiş bir çatışmanın ertelenmesidir.

Dinamik açıdan bakıldığında:

Unutulan şey, asla yok olmaz.

Sadece yer değiştirir.

Karanlık bir koridora çekilir,

oradan kişinin davranışlarına, tekrar eden ilişkilerine, kaçınmalarına sızar.

Ve unutmanın hikâyesi çoğu kez şu cümlede gizlidir:

Hatırlamak tehlikeliyse, unutmak konforlu gelir.

Ama hiçbir konfor, bilinçdışının bekleyen gerçekliğine karşı uzun vadeli bir zafer kazanamaz.

Bu yüzden unutma, aslında hatırlamanın başka bir kapısıdır.

Daha geç, daha dolaylı, daha sancılı bir kapı.

Kapıyı açacak olan ise hafıza değil,

benliğin cesaretidir